yedik içtik afiyet olsun sofrayı kuran kaldırsın.
İçerik
- *ArdeLetsi_DaĞa (4)
- *ASTAG (1)
- *elma (1)
- *Mavi (22)
- *miski (23)
- *North Shield (2)
- *paleni (5)
- *vişne (1)
- -Dünya Edebiyatı- (64)
- -Türk Edebiyatı- (1)
- //Belgeseller (11)
- //Kısa Filmler (22)
- //Komikler (3)
- _Fanzin_ (23)
- _vişneli tarifler_ (1)
- _vişneli şiirler_ (12)
- Aforizmalar (2)
- Biyografi (16)
- Hikayeler (3)
- İnceleme (2)
- Sinema (1)
- Tiyatro (13)
- Çeviri (1)
- Şiir (42)
Geçmiş yazılar
babadan oğula hayat ve zayıf halka
Posted by : Mavi on Perşembe, Kasım 05, 2009 | | 0 Comments
Ilık yağmur yağsın üzerime.
Ilık yağsın,
Üşümek istemiyorum....
Yüzümü toprağa gömeyim,
Çamur bulaşsın.
Çimlensin ellerim, ayaklarım.
Sessizlik şarkılar fısıldasın,
Dilsizim,
Sağır değil.
Posted by : Mavi on Pazar, Ekim 25, 2009 | | 0 Comments
YAZ bitti

En son yazımızı yaza girerken yazmışız,
Bakın hayat nasılda bir varmış bir yokmuşcasına seyreyliyor değil mi a dostlar cümlesini yazarken sanki kafamda fes varmış gibi hissettim. Neyse işte
Yaz bitti !!
Herkese duyurulur.
Evet nasıl oldu bilmiyorum ama bu yaz da bitti.
Yaz ilkbahara nazırdı bu yaz.
Pek bir çiçekliydi; herkese kelebekler yutturdu, gözleri kör eyledi.
Olimpos kavşağı denilen yere vardığımızda dağın tepesindeydik.
Burada yaz var mı ? diye sorduk birbirimize keza üzerimizde hala mont, kapüşonlu , gocuk gibi soğuksavarlar vardı .
Hatta Ayşe dedi ki : “Hani Antalya’ ya gelince böyle üstüne sıcaklık iniyordu ,ne yalanmış arkadaş turizm reklamcılığı bu olsa gerek.”
Ben dedim ki: “Bence bu dağların arkasında aşağıda güneş var a valla bak ole geliyor bana.”
Cidden de oyleydi.
Aşağıya inerken güneş geldi Zeus geldi ve de Afrodit. Özellikle Afrodit’in büyük etkisi altındaydı Olimpos, olimposlular, olimposlu olmaya adaylar
Neyse Olimposta herkese bir dert hasıl oldu, durdu içerisinde, büyüdü içerisinde.
“BÜYÜK KELEBEK VURGUNU”.
Bir kelebeği de ben yuttum; şarkılar, şiirler pek bir anlamlı oldu. Ruhu sarışınlara buralardan oralardan one two three four , uno dos tres cuatro RUMBA diyoruz.. Aman ayağına çamur sıçratma bu dansı yaparken
Güneşlenirken bulutlar iç içe ve her an başka bir resim oluyordu ,yaz yağmurlarıyla güz yapraklarıyla gündüz düşlerimde beni se-vi-yor-du, bir gözü yeşil bir gözü kah-ve-ren-giydi.
Çok ge ve zeydim..
En son ıslıkla Aşk kırınıtısını çalmayı da öğrendim.
Kimileri tesbih tesbih kolyeler dizdi,
Kimileri bol bol laf soktu, kikirdedi,
Kimileri İngilizcesini geliştirdi,
Portecho ile başladı Baba Zula ile bitti.
He bir de bir takım yaz kekoları dövme yaptırdı
En güzel kokular orada kaldı, en güzel saçlarım, en güzel gözlerim, en yanık tenim, orada kaldı…renkler, kumlar , taşlar, semiz otları, iki kere yaptığım kahvaltı, türk kahveleri, fallar…
Şimdi yağmular başlayacak, yağmurda hiç kelebek görmedim. Bu kez doğru kozalardan en renkli kelebekler, biz yine bulusunca karşımıza çıkacaklar UMUDU taşıyoruz . Bunun için bir umut bilekliği bile almış olabiliriz
Şehirlere dönüldü; üzüntülü, üzümlü, hüzünlü kek kokularına ama ondan once bir Bozcaada’dan bahsedeceğim size , rüzgarlı bayır romanı karakterisiniz ; Takide balık yiyebilirsiniz tek başınıza kalın, tüm acılarınızı unutursunuz. Bir de dilek sandalyesi var orada dilek tutmayı unutmayın , unutmadım..
Yaz yaz gez gez bitti bitti..
Madem Murathan Mungandan gelsin:
Yaz Bitti
yazın bittiği her yerde söylenir
söylenmeyen şeyler kalır geriye
ve sonra hiçbir şey olmamış gibi
ağır, usul bir hazırlık başlar
uykuya başlar yeni bir mevsime
orda burda, ev içlerinde, kır kahvelerinde, deniz kenarlarında
incelen yazın akşam esintilerinde
zaman usulca sıyrılır aramızdan
ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini
başka ne gelir elimizden
büyük bir uzaklığa gülümseyerek
geçiştiririz ıskaladığımız şeyleri
yatıştırır rüzgarlar
dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını
saklar bizi
gözlerimizdeki hüzne "dinginlik" adını verir
"seni iyi gördüm" diyenler
biz de iyi hissederiz kendimizi
elimizden başka ne gelir ki
köşe başları, akşamüstleri, kokular
tozar gider zamanın boşluğunda
karışır anların kuytu belleğine
belki sonraları bir gün
hatırlanır aynı kederle
yazın bittiği her yerde söylenir
söyleyenler inanır gerçekten birşeylerin bittiğine
yaz biter
eskir geceler, serin hüzünlü
yeni mevsime hazırlık ömrün teğel yerleri
bir yanı telaş, bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri
çıkarır sizi dalgın derinliğinizden
yaşadığınızı duyarsanız teninizde
bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz
sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları
ahşap pancurları
yaz bitti
bitmeyen şeyler kaldı geride
yaz bitti
yaz bitti
yüksek sesle söylüyorum bunu kendime
her yerde söylendiği gibi
yaz bitti
yaz bitti
hiçbir şey hiçbir şey
hiçbir şey
yalnızca üşüyorum şimdi
Posted by : miski on Cumartesi, Ağustos 29, 2009 | Etiketler: *miski | 5 Comments
bir japon balığı yuttum

Geçmişin genç
Geleceğin ise ihtiyar kılındığı şu zamanlarda
Bir küçük balık bile tutsam kendimi şanslı hissedeceğim.
Bu Japon balığı olursa,
En azından Japon balıkçısı olabilirim…
Elimize değense ölür.
Elimize değen ölmeden Zebercet kezbanına kavuşmalı
Hikayenin en gereksiz kahramanı artık onları ayırmamalı
Bu kahraman ki gereksiz olmakla kalmadı başka bir dünyada yaşadı aslında
Gördüklerinden sonra anladı ki
Elma diye armut
Patates diye patlıcan yemiş esasta.
Sonunda fark etti bunu ama
Gece 12 yi çoktan geçmişti masalda
Bal kabağı tadıydı kalan damaklarda
Artık onlar ersin muratlarına
Bir varmış bir yokmuşçasına
Unutalım geçmişi
Genç kılalım geleceği
Küçük bir balık tuttum
Japonyadan
Etleri çürüdü, dağıldı
Bağırmadan..
Kırılmadan
Uyanmadan
Posted by : miski on Perşembe, Temmuz 02, 2009 | Etiketler: *miski |
sen de yaz yaz yaz

Kışın intikamını en acı sekliyle almak için yaza karsı sevgimi açıkca belli ediyorum. Gerçi kış gelince de yaza garezleniyorum ama şimdilik yaz yeni doğmuş bir bebek gibi, teni taptaze… Hindistan cevizi kokulu güneş kremleri süreceğim ona , güneş gözlüğü çantasından çıkmayacak..Onu el bebek gül bebek büyüteceğim ki kış geldiğinde çok üşümesin..
Sevgili yaz yaz sen de bir kenara yaz .. Bütün fikirler uçuşmakta , kozalaşmaya hazırlanmakta sanki.. Tam hareket etme dönemi; eylemlerin cümleleri alt ettiği , yaz akşamlarının birkaç hikaye ve şiir çağırdığı zamanlar…Günü kavra ve yaşa yazı yaza 8)
Size bir yaz şarkisı eskilerden:) Yok Yok hiç te yaz şarkısı değil, anlam itibariyle pek bir ilgisiz ama tam bir yaz şarkısı yine de :D YAz boyle bir sey işte tüm kelimeleri bozar yıkar yeniden yapılandırır:D
güneşe bakınca beni hatırlayın :D
Posted by : miski on Perşembe, Haziran 25, 2009 | Etiketler: *miski | 0 Comments
how do you know
She was about to know
Everything happened how
He knows the reason now
Good to know how
Posted by : miski on Cumartesi, Mayıs 23, 2009 | Etiketler: *miski | 0 Comments
sanı

Sabahın ilk ışıklarına maruz kalınan gece trendlerinde yakışıklı teninizin soluşunu; kalplerinizin ve bir tutamcık zihinlerinizin uykusuzluğunu, ruhunuzdaki gel-git olayına borçlusunuz. Bu durumlarda gözleriniz kapalı değil kilitlidir. Arada, güneş ışığının perdeye süzülüş evrelerindeki parlamalara tanık olursunuz. Belki her parlamada “Lost” daki gibi zamanda bir kıpırtı olması hayaline kapılabilirsiniz ama içinizdeki John Locke maalesef geçmişin dişlisini doğru yere oturtamamıştır. Size gerçekten “zaman” gerek. Yani bir nevi kendi kendinize zamanı yeninden yapılandırmanız gerekiyor..Büyük bir inşadasınız ancak bir kediniz bile yok..
Bir süre yok olunabilir zannıyla iç içesiniz , içip içip içiriyorsunuz..İçiniz geçiyor ..İçerik olarak tam bir fiyasko olan romanın en içli karakterisiniz..Güneşi doğurtmak elinizden gelmiyor. ..doğduğu anda güneşin poposuna attığınız şaplak dünyanın pervane oluşunu etkileyebilirse ertesi gecenin uykusunu kurtarabilir misiniz?
Sanmıyorum
Akşamın son ışıklarına maruz kalınan gündüz trendlerinde güzel teninizin ışıltısnı; kalplerinizin ve bir tutamcık zihinlerinizin enerjisini, ruhunuzdaki gel-git olayına borçlusunuz. Bu durumlarda gözleriniz ap açıktır. Arada güneşin perdeden süzülerek ayrılış evrelerindeki parlamalara tanık olursunuz. Belki her parlamada “Lost” daki gibi zamanda bir kıpırtı olması hayaline kapılabilirsiniz ve içinizdeki John Locke geçmişin dişlisini doğru yere oturtur. Ama yeni duruma tutunmanız için size gerçekten “zaman” gerek. Yani bir nevi kendi kendinize zamanı yeninden yapılandırmanız gerekiyor..Büyük bir inşadasınız ve mavi bir kediniz var..
Bir süre var da olunabilir zannıyla dış dışasınız. Dışlanıp dışlanıp dışlıyorusunuz..Dışınız kalıyor. Dış kapağı fiyasko olan bir romanın en dışlanan karakterisiniz..Güneşi doğurtmak elinizden geliyor..doğduğu anda güneşin poposuna atamadığınız şaplak dünyanın pervane olusunu etkileyemediğinden bir önceki gecenin uykusunu kurtarabilir misiniz?
Sanmıyorum
Posted by : miski on Pazartesi, Mayıs 04, 2009 | Etiketler: *miski | 0 Comments
ritim__________________

RiTiM/\/\/\/\/\/\_______
hızlıhızlıhızlıhızlı
ritim yok ritim hiç yok
ya da
ritim var
biterken başlıyor biterkenbaşlıyor
bu ritim unutkanlık yapıyor
bu ritim uykusuzluk yapıyor
bu ritim baş ağrısı yapıyor
bu ritim mide bulandırıyor
bu ritim kusturuyor
bu ritim öldürüyor
ritimritimritimriti/\/\/\/\/\_______
Posted by : miski on Pazartesi, Nisan 20, 2009 | Etiketler: *miski | 0 Comments
üç vakte kadar miski size gelecek

Miski’nin üç hali
Bu aralar miski adlı * şahz-ı baz pek bir kendinden haz ediyor..Şımarık blog yazılarına birini daha eklerken bir o kadar itici ve bir o kadar da sıkıcı olabiliyor. Bu yüzden beyhude yere vaktinizi harcamayın da miski hanımın bu kendi lakırdısını tınlamayın…
Eveeeeeeeeeeeeeeeeeeet bugün bir Pazar günü daha iki saat sonra sona erecek Miski sabahtan beri, Elif Şafak Pinhan’la kahve içiyor. Oyle bir etkileniyorum ki okurken yavaş yavaş özümserken, kendimden gecerken; beni ağına takan cümleleri kıskanclıktan mıdır nedir; dikkat cekmek istercesine veya her ne salak sebepten ötürü oldugunu bilmeyerek kişisel teknolojik iletilere çeviryorum..Buraya da koyacağım işte “"korktu. gidip de varamamaktan degil , varip da dönüs yolunu bulamamaktan degil, dönüp de geride biraktiklarini yerinde bulamamaktan degil; bir kendini bulamamaktan, buldugunda korkmaktan korktu" Diyor Elif Şafak ..nasılda içimden bir yerlerden tanıdık bu korkuluk , hatta nurcinin külliyatında da mevcut..O da bir ahh çekti üç kere:) Siz de üç kere üst üste okuyun bu cümleyi, gözlerinizi kapatın ve ondan geriye doğru saymaya başlayın..üç vakte kadar ruhunuzun ve gururunuzun üç halini göreceksiniz..Hatta elinde incisiyle Pinhan bile çıkabilir karşınıza..Ne tatlı olur..Bir de bu Pinhan’ın ayrı bir anısı da vardır bende..Eskilerden kalma bir hatıranın hatırası olmustur artık..Elden ele gecerken 3 nesil acıya tanık olmustur..Şimdi ben de sanırım elimden cıkarmalıyım onu bittiğinde…gitsin başka insan hikayelerine tanık olsun kitap rafında oylece okunmayı beklerken..Sayfalarını her çevirişimde geçmişin parmak ucuna dokunuyorum..İçim ürperiyor her sayfadaki hoşça kal ve merhaba da...
Yarın Pazartesi yeni başlangıçları tembihliyor. Sabah saatiniz çalar ve “start” verilir. Üstünü giy, kravatını tak, rujunu sür, parfümünle dans et..ve başla..Her şey aynı olmayabilir aynı da olabilir ..Bütün hevesin bir anda sönebilir veya baştan hevesin yoktur.. Ama bil ki gecen pazartesiden eser yoktur halet-i ruhiyende..Olmamalıdır ki bir o kadar kopartıcı, kanırtıcı olasın…Çünkü her zaman zevklidir tatlı tatlı kaşınan yaranın kabuğunu kopartmak.
Yarın benim için yol demek..Evime döneceğim, 3 saat boyunca tıntıntın gideceğim ..Yolda Beirut, Blonde Redhead, Telepopmusik, Massive Attack, Nouvelle Vague, Iamx, Mercan dede ve Vivaldi den oluşan bir müzik ziyafeti vereceğim ruhuma, uykuma, kulağıma ..Bazı şarkıları iki kere falan dinlerim herhalde . Boyle durumlarda arka plana da önem veriyorum..Örneğin tam Sakarya nehrinin en güzel aktıgı yerde; Ali Fuat Paşa köprüsünden gecerken beni en üzen şarkıyı açabiliyorum, eğer trenle gidiyorsam Sapanca gölüne Telepopmusik ‘LAst Train to wherever’ eşilik ediyor..Pek bir havalıyım hemen bir roman karakteri falan sanıyorum kendimi..Eve yaklasırken dağ bayırda Esin engin çalıkuşu temasını es geçmem geçemem !
Yarın Nurci sınavına çalışır, Nora Ashira, Özlem ve Zahide pclerinin başına oturur ve start tuşuna basarlar.. . Yoldan sizlere şarkı yollayacağım altındaki gizli iletilerim iliklerinize ilişsin ve tam o anda bir ürperiverin..Ruhani duygunuz ‘ amanın şeytan yokladı’ diyebilir ..Nurciye Beirut-Prenzlaurberg, Nora Ashira’ya Blonde Redhead Misery is a butterfly (ki Blonde redheadı cok severdi), Özlem’ e Moby Porcelain Zahide’ ye de Mercan Dede 800 gelsin …Sayın okuyucalar sizleri de unutmadım ..Aşağıya iliştireceğim vidyo da sizin için tasarlanmıstır.
Ne yapıyorsunuz?
*miski'nin uydurduğu bir sıfattır yani yok boyle bir sey!
Posted by : miski on Pazar, Nisan 19, 2009 | Etiketler: *miski | 2 Comments
gül be şeker
Gecen yaz Büyükada’ya gidiverdik..Ada vapurundan indik bisikletle keyiflendik..
“Bu konaklarda kimler nasıl yaşayıp ölebildiler? gibi abartı sorulardan oluşan, pek de edebi değeri olmayan diyaloglarımızı arada bir iki şiirle süslemeye çalısıyorduk” demek isterdim ama; size de mübalağa etmek istemem. Sadece çamlıkların orda bir iki Yeşilçam aşıkları taklidi yaptık..Birbirmize Eşber- Nalan falan dedik o kadar..
İnanılmaz bir yer burası gercekten büyülenerek adayı dolaşıyoruz ..Her konakta ağzımız açık kalıyor üç noktalı düşüncelere dalıyoruz , yoruluyoruz, su içiyoruz, resim çekiyoruz derken karşımıza küçük bir konak cıkıyor. Bahçesinde bir kız var ona çalıkuşu diyorlar çünkü hiç yerinde duramıyor haylaz , yaramaz , aksi, bir kız çocuğu o..Belli ki daha çocuk yaşında bile bütün tabuları “erkeklere yakıstıgı düşünülen hareketleriyle”.darmadağan ediyor.. Alkışlıyorum onu. Hele Kamran’ın kafasına atılan taşlar için ıslık çalıyorum ve de dayanamayıp 8 yaş tepkilerimle ‘Ohh canıma değsin işte ‘ ..bile diyorum…
Bahçeden denize doğru iniyoruz ..Genç bir kadın çıkıyor karşımıza ismi: Feride. Kamran’ın onu ikinci kez aldattıgını ve artık burada yaşamaya karar verdiğini söylüyor cabbar bir tavırla.. Mis gibi İstanbul havası geliyor uzaklardan.. ‘ İstanbulu dinliyorum gözlerim Kapalı’ diyor…
Tam O sırada tok bir ses:
-Birine mi bakmıştınız?
Merdivenlerden bir adam yavaş yavaş iniyor..Belli bize o kadar da kızgın değil..Ona:
-Bahçenizde çok iddali bir kahraman var. Bu sizin düşünceniz olmalı; dünyaya, hayata ne güzel bakıyorsunuz siz.. Teşekkür ederiz..diyoruz.
-Gülbeşeker’in cinsiyeti ona çok yük oldu oradan oraya giderken ..İnançları, bakışları, annesiz-babasız oluşu, duyguları hep rahatsız etti birilerini ..Ama Feride’nin en rahatsız edici unsuru maalesef cinsiyetiydi diye cevap veriyor.. Ama şimdi onu bu bahçede kimse üzemiyor diyor..
O sırada korkunc bir ses:
-Çarşafını giy küçük hanım..çarşafını..
Korkuyoruz ilk defa , tok sesli güzel adam ve Feride birden kayboluyorlar..Biz de bisikletlerimizi oylece bıraktığımız yerden alıp kayboluyoruz…
Vapur bizi bekliyor .. Çok da havamız da değiliz..O korkunç ses kulaklarımızdan gitmiyor..Tam o sırada limandan iki el ..Feride ve tok sesli güzel adam gülümseyerek el sallıyorlar.. Ben de size el sallıyorum…
Posted by : miski on Çarşamba, Nisan 15, 2009 | Etiketler: *miski | 2 Comments
